Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° -2°
E.Atölyesi Başvuru

Muhsin İlyas Subaşı

Muhsin İlyas Subaşı
muhsinilyas@gmail.com
Orta Sınıf Romanı
03/10/2015
   Kemal Karpat, bugün için Türk romanından söz edilemeyeceğini söylüyor. Ona göre, Türk romanı, orta sınıfın geliştirilmesi ve çağdaşlaşmasıyla ona hitap edince oluşacaktır. (Kemal Karpat, Toplum ve Edebiyat, Timaş Yayınları, İstanbul 2009, s. 27.)Yazar’ın bundan maksadı nedir? Bize göre, Türkiye’de roman, çok az bir bölümünün elit kitleye hitap etmesine rağmen, daha çok bu ke-simin dışındaki insanlar için yazılmaktadır. Bugün Nobel’e kadar giden roman çizgisinde ise, entelektüel birikim pek söz konusu değildir. Olsa bile bu tür romanlar, sınırlı bir kitleye hitap eder ve dolayısıyla toplumun tamamını temsil etmez.

   Biz, bu düşüncenin haklı tarafları bulunduğunu düşünüyoruz. Ancak tek başına böyle bir varsayımın ülkenin gerçeklerini yansıtmayacağı da unutulmamalıdır. Dün, bugün ve gelecekte de orta sınıf genel yapısı itibarıyla, ülkenin sosyolojik fotoğrafının ana rengini verir. Aslında, orta sınıfın çağdaşlaşmasından çok, orta sınıfa hitap eden romanın kalitesi burada önem arz edecektir. Bizce meselenin önemli tarafı burasıdır. Romanın, kabul alanlarının genişlemesi, onun kalitesiyle doğru orantılıdır. Eğer siz, beklentilere cevap veremiyorsanız, bu roman kimseye hitap etmeyecektir. Bunun içindir ki Yazar, orta sınıfın çağdaşlaşmayı tamamlaması şartını kültürel normlarının yükseltilmesine bağlamaktadır. Ki, bu doğrudur.

   Bu ülkede elitler, kendilerini üst sınıf olarak görürler. Bunların çoğunluğu da romana pek itibar etmez. Hatta romanı biraz da geri kalmışların uğraş alanı olarak algılar. Alt kesim ise, zaten gelir düzeyi düşük, geçinme problemini aşamamış, eğitimde standardın çok altında kalmış kesimden oluşmaktadır. Doğal olarak, ekmek ihtiyacını giderememiş insan, öncelikle ekmeğe vereceği parayı romana ayırmayacaktır. Roman burada da kalıcı bir işleve sahip değildir. Bu kesimden okuyan olsa da, kendi kültürel standardına uygun düşük kalitedeki eserleri tercih edecektir. Bu iki kesimi aradan çıkardığınız zaman, geriye orta sınıf kalmaktadır. Bu orta sınıf, kültürel değerler açısından kendisini besleyecek romanı talep edeceği için bu, romanın kalite çıtasını yükseltecektir. Karpat’ın esas söylemek istediği sanırım işte budur.

   Böyle bir yorumun doğruluğunu tartışabilmek için öncelikle romandan ne beklenildi-ğine bakmak lazımdır. Bize göre, roman dünyaya düzen vermek için yazılan bir kurallar kitabı değildir. Her roman kendi devrinin sosyal ve kültürel şartlarından beslenir ve aynı zamanda bu sosyal realitenin altyapısına da malzeme sunar. Cumhuriyetin ilk yıllarında yazan romancıların eserleri ile 1968 kuşağını yönlendirmek için yazılan romanların konularını bir bütünlük içerisinde düşünebilir misiniz? İdeolojik uyarı ve hatta tahrik malzemesi olarak kullanılmak istenen roman ile mağduriyetini sistemin baskısında gören insanların romanını aynı çizgide kabul etmek doğru olur mu? Levantenlerin romanı ile müminin romanını aynı kefeye koymak mümkün müdür? Roman, felsefeden beslenebilir, sosyolojiden, tarihten, dinden, gelenekten, aktüel ve siyasi olaylardan beslenebilir. Bunların hepsi, roman için ayrı bir çalışma alanı olarak görülmelidir. Bir romanda bunların hepsine yer vermek, romanın kendi disiplinine aykırıdır. Zaten edebi türler incelenirken de romanlar bu yönüyle sınıflandırılmaktadır.

   Şimdi bu değerlendirmelerden sonra, böyle bir kuşak romanı olabilir mi? Ona bakalım: Şemsettin Sami: 1872’de ilk Türk romanı “Taaşşuk u Talat ve Fitnat”ı yazdı. Bu tarihten günümüze geçen zaman dilimi, 140 yılı aşmaktadır. Bu süre zarfında biz hala kendi roman geleneğimizi oluşturamamışsak, bu kadar zamanı zayi etmişiz demektir. Buna katılmak da mümkün mü? Roman, eğer okuyanın kendi iç dünyasındaki beklentilerine cevap veriyorsa, toplumda yer bulur. Böyle bir beklentinin boyutları kadınlarda farklı, erkeklerde farklı, gençlerde farklıdır. Bir romanın bütünüyle hepsini kucaklamayı başarması o romanı klasik olmaya doğru çeker. Bunu başaramayan romanlar, hazan yaprağı gibidir, çıktığında ilgi görür, zaman geçince sosyal hayattan çekilip gider. Bu bir buçuk asırlık zaman dilimi içerisinde kendinden hala söz ettiren, hala basılıp okunan romanlar vardır. Bu tür eserler sadece kendi yazıldıkları dönemin değil, gelecekteki kuşakların da arayışlarında bir işaret taşı gibidir. Önemli olan bu tür romanları çoğaltmaktır. Böyle bir beklenti romanı hem çağının hem de geleceğinin kucak-layıcısı yapacaktır. Kemal Karpat’ın beklentisi, sanırım böyle bir eğilimden beslenmektedir. Aslında, doğru olanı da budur.

   Türk romancıları, bugün çeşitli olumlu gerekçelerle reddetsek bile, Nobel alacak seviyeye gelmişse, bir gelişme çizgisini tutturmuş demektir. Burada önemli olan, romanı, sosyal açlığını besleyen insanlara kültürel birikimleri sağlam kaynaklardan sunabilmektir.

   Bugün magazinleşen roman, gün gelecek devrini tamamlayıp aradan çekilecektir. Bizim insanla yazar arasındaki diyalogun kalitesini yükselttiğimizde, işte o zaman orta sınıfı zenginleştirmiş olacağız. Böyle bir sınıf da kendi romanının kalitesini buna göre yükseltecektir. Ancak bu, geçmişte olanların kalitesiz olduğu anlamına gelmemelidir!


Paylaş | | Yorum Yaz
1227 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

GENÇ ŞAİRİN TUZAĞI KENDİSİDİR - 06/01/2015
ŞİİRE ADANMIŞ BİR ÖMRÜN RENGİ - 29/05/2014
GENÇ ŞAİRLERE BİR KÜÇÜK UYARI - 10/03/2014
Selim Tunçbilek 13. Gün - 09/01/2013
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın