Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° -2°
E.Atölyesi Başvuru

Vedat Ali Tok

Vedat Ali Tok
vedatali.tok@gmail.com
Gülün Dikeni de Vardır
26/01/2012
   Bülbülün bir kuş türü olduğunu biliriz.
   Bunun adına bülbül yerine “bülbül kuşu” demenin gereği var mıdır? Tenkid ya da eleştiri de terim olarak bir edebî yazı türü olmasına rağmen nedense pek kabullenilememiş. Hikâye, roman, seyahatnâme nasıl bir edebî tür ise eleştiri de aynıdır. Bu bakımdan eleştiri diye bir yazı türü var mı yok mu tartışmasını çok câhilâne buluyorum.
 
   Gülü bilir ve severiz. “Katlansak” bile dikeninin olmadığını kim inkâr edebilir. Eserler de böyledir. Güzel yanları vardır, bunun yanında rahatsız edici yanları da… Bunların tenkide yani terbiyeye ihtiyacı olanları da vardır. Fakat gülü tenkit etmek asla içimizden geçmez; çünkü diken gülün eşyasındandır, kim bilir onun güle ne güzellikler verdiğini ve “dikensiz gülün olamayacağını” ya da gülün dikensiz olması hâlinde “gül” olamayacağını, nihayetinde gülü Allah yaratmıştır. Üzerinde tenkit ve yorum yapılamayacak olan Allahü Teâlâ, O’nun peygamberleri ve kitapları ve O’ndan sâdır olandır. Onun yarattığı insanı da fizik ve yaratılış olarak tenkit edemeyiz. Bizim böyle bir hakkımız yoktur. Fakat insan elinden çıkan her şey tenkit konusu olabilir. Tenkit bir terbiyedir aslında; çünkü bir eserin doğrularının yanında yanlışlar da gösterileceği için, en azından, sanatkâr bir dahaki eserini daha doğru yapacak ya da neşredilmiş eserin diğer baskılarının daha doğru çıkarılmasına imkân verecektir. Olanı-biteni kayıtsız şartsız kabullenme, yazılmış ya da söylenmiş olanlar hakkında, hele de isim yapmış birilerine aitse, yüzde yüz katılma düşüncesi, duyarsız insanlara mahsus bir tavırdır... İnsana düşünme ve muhakeme etme yeteneği verilmiş ki bu yetenekler kullanılsın diye. Söyleneni, yazılanı, dikte edileni mütalaa etmeden kabullenmek, insan fıtratına aykırıdır. Bu bakımdan ne ile karşı karşıya isek onun üzerinde yorum da tenkit de yapabilmek insanî bir vazifedir, diye düşünüyoruz. “Düşünmez misiniz? Fikretmez misiniz?” ikazlarının muhatabı olan insanı, Allahü Teâlâ araştırmaya, düşünmeye, öğrenmeye teşvik edip sonra imanı emrediyor. Öyle ise, insan elinden çıkma bir eserin tenkit edilmesi çok mu bayağı bir davranıştır! Ümmetimin ihtilafı rahmettir, buyuruyor Peygamberimiz (a.s.) . Yani birisinin söylediği, yazdığı şeyi olduğu gibi kabullenin, demiyor. Çünkü aklın, kariyerle, makam mevki ile yaş ile bir alâkası yoktur. Nice diplomasız ârifler, âkiller vardır ki bunları yok saymak kendi fâsit dairesinde dönmektir, ya da sırça saraya, fildişi kuleye çekilmektir.
   
   Bizde tenkit muallâkta bir kavram. Henüz hazmedemedik bunu. Tıpkı lâiklik gibi, buna da tam bir karşılık bulamadık. Bu yüzden tenkidin ne olduğunu da tam anlayamadık. Tenkit ya da eleştiri bir eserin iyi ve kötü yönlerini; olumlu ve olumsuz yanlarını edebî bir üslupla dile getirmek demektir. Burada edebe dikkat etmek gerekir. Bir eser üzerinde yorum yapılırken kötüyü iyi; iyiyi de kötü göstermek edepsizliktir. Ne yazık ki bizde eleştiri anlayışı çoğu zaman övgüden ya da sövgüden ileri gidemedi. Şüphesiz ki bunda insanî zaaflar, çıkarlar etkili olmuştur. Bu yüzden gıybeti, iftirayı hattâ isyanı, şirki tenkit zanneden kimi çevreler de neredeyse eleştiriye günah gözüyle baktılar, bakmaktalar. Esere, eleştirel bakış olmasaydı güzel ile çirkin; iyi ile kötü; faydalı ile zararlı… nasıl fark edilecekti? Bu bakımdan hakikî anlamda bir eleştiri, eser ve halkın estetik anlayışı adına bir kazanımdır.
   
   Eleştiride üsluba dikkat etmek gerekir. Eleştirmen, eser yerine onu ortaya koyana bir saldırı hâlinde ise yapılan eleştirileri de eleştirdiğimiz olur. Gerçi eleştiride müessirin de nasipsiz kalmama ihtimali hemen hemen yok gibidir. Çünkü eserde, onu meydana getirenin bilgisi, becerisi, beyni, yüreği vardır. Siz istediğiniz kadar ben eleştirimi sadece esere yapıyorum deseniz de onu ortaya koyan dolaylı da olsa eleştiriden payını alır. Diğer türlüsü sadece yumuşatmadır. Bu bakımdan eser sahibi, eserini yaymadan, halka sunmadan önce özeleştirisini yapmalı. Kendini izleyici, okuyucu yerine koymalı; eserini bu bakımdan düzenlemeli; yaydıktan sonra gelebilecek sorulara, eleştirilere cevap verebilecek duruma getirmeli, yani imzasına sahip çıkabilmeli. Peki, eleştiriden niçin korkar veya eleştiriye niçin kötü gözle bakar bazı çevreler? Bunun çeşitli sebepleri vardır: Bir saat içinde 4-5 şiir yazan sözüm ona şairler vardır bu ülkede. Paraları vardır, yazdıklarını hiç çekinmeden neşrederler, sonra da olumsuz bir eleştiriye maruz kalınca feryad u figân koparırlar. Bu ülkede kitap yazan prof. vardır; biraz eşelediğiniz zaman kof olduğu çıkar ortaya. İki cümlesinde beş tane yanlışı vardır; neşrettiği eseri hakkında bir şeyler söylediğiniz zaman da adınızı “çekemiyor”a çıkartır. Bunlar isterler ki benden başka kimse, benim geldiğim yere gelmesin. Benim adım şair, yazar olsun, benden başka kimse bir şey yazmasın; benimle ilgili hep iyi şeyler söylensin, hep medhiyeler dizilsin. Yazdıklarım tenkit edilmesin. Yok öyle şey! Yazdıklarını kendin için yazdıysan, kimse gelip senin gizli yazılarınla ilgili bir şey söyleyemez; ama bunları yayınlıyorsan, herkesin o neşir hakkında yazmaya, çizmeye / söylemeye hakkı vardır.
   
   Bunların bir de sığınacak noktaları vardır, gülersiniz. “Sen şair misin ki şiir yorumu yapabiliyorsun?” yahut “Doç. musun, prof. musun ki bilimsel eser yazıyorsun, bilimsel eserleri eleştiriyorsun?” Bir arkadaşım söylemişti, asıl söyleyenin kim olduğunu bilmiyorum, ama benim bu hususta yazacağım sayfalarca sözümü özetlediğine siz de şahit olacaksınız: “Ben hiç yumurtlamadım; ama bir yumurtanın taze mi yoksa bayat mı olduğunu yiyince anlarım.” diye. Gerçi ben yemeden de anlarım. Şekere zam geldiğini söyleyebilmek için ekonomist, “Bu peynir bozuk” hükmünü verebilmek için de gıda teknisyeni mi olmalı? Bu şiirde kafiye yok, ölçü bozuk demek için illa kendimizi şair diye mi tanıtalım? Şunu söylemek istiyorum: Şiir eleştirisi yapabilmek için şair-yazar diye kartvizit bastırılması; bilimsel eser yazabilmek ya da bilimsel eseri eleştirmek için, adın önüne illâ bir unvan getirilmesi gerekmiyor. Bunların hiçbiri, hiç kimsenin tekelinde olamaz. Böyle bir aşağılık duygusu ya da kibir, bizi asla ileri götürmez. Bu düşünce, Amerika’daki bilmem ne dergisinde yayınlanmayan hiçbir bilimsel çalışmayı kabul etmeyen modern görünümlü, çağdışı zihniyetle aynıdır. Hülâsa dedikodu ayrıdır; eser hakkında mütalaa yazmak ayrı. Asla dedikodudan yana değiliz; fakat her konudaki yapıcı ve akılcı düşüncelerini edep dâhilinde dile getirenlerin ise destekçisi ve hayranıyız.


Paylaş | | Yorum Yaz
4056 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın