ŞiirVakti Dergisi

Şiirin En Güzel Vakti

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 33° 17°
E.Atölyesi Başvuru

Anasayfa

 
 
 
  • 1
  •  
ŞİİR ve HAYAT



Hayatta daha önce ürpertilerini hissetmediğimiz ve yaşandığına hiç tanığı olmadığımız şeydir şiir. Şiir bir an içinde yaşanılan ve hissedilenlerin kelimelerle anlatımıdır. Şiir insan hayatında müstesna bir yeri olan o anın ölümsüzleşmesini sağlamaya çalışır.

Şiir, hayatımıza beklenmedik, alışık olunmadık, bir lezzet katar. Şiirle baş başa kaldığımız vakit daha önce hiç yaşamadığımız bir keyifli durumla karşı karşıya hissederiz kendimizi. Derin bir mutlulukla dolar içimiz. Yaşadığımız bu hazzı tarif dahi edemeyiz, anlatmakta zorlanırız. Bir tarif ve tanım içine hapsedemeyiz. Zira belleğimiz şiirle doludur. Bu durum bizim için her şeyi yeni baştan tarife zorlayan yepyeni bir hayat ve anlayış doğurur. Bu nedenle şiir bireysel bir depremdir. O depremin sürekliliğini sağlayan has okurdur.

Şiirin kültür ve kendi içselleştirdiği coğrafya ile derin bağları vardır. Şiir bu bağlardaki dokuları zedelemez, daha da güçlendirir. Şiirin güçlendirmediği tek şey kötülüktür. Şiirin bu nedenle tek düşmanı kötülüktür. Zulümdür. Şiir zulmedenin yanında değildir. Unutulmuşun, unutulmaya zorlananın, hakir görülenin sesidir, duygusudur, yankısıdır, özlemidir.

Şiir muhaliftir. Muhalifliği kirlenmiş, kirletilmiş ortamda kendi değerlerini koruma adınadır. Şiir popüler olandan uzaktır. Politik olandan da… Şiirin devleti yoktur. Kültürü ve dili vardır, duygusu, düşüncesi gelecek umudu vardır. O umudun örselenmemesi ve yok olmaması için direnir şiir. Şiir yalnızca kötülüğü yok eder, yepyeni erdemler ve güzellikler yaratır.

Şiir yalnızca insanların anlayabileceği ve fakat asla tüketemeyeceği bir şeydir. Şiir tüketilmez, biriktirilir. Beş bin yıl önce söylenmiş bir dizenin bugün hatırlanmasının nedeni budur. Yeni değerler yaratabilmektir şiir. Yeni değerler yaratırken şiir, evrenden yepyeni sesler ve kelimeler devşirir.

Şairler için kelimelerin anlamı yoktur, anlamı kelimelere şairler verir. Şiir o seslerle ve renklerle diri kalır. Kelimelerin yeni anlamlarına, seslerine ve renklerine şiirde çarpılır insanoğlu. Sonra Nietzsche’nin buyruğunu derin bir içsellikle sükût ederek hatırlarız:

“Yeni gürültüler yaratanların değil, yeni değerler yaratanların etrafında döner dünya; ama sessizce döner.”

Sonra Zerdüşt’ün sesini işitiriz:

“Ben bugünden ve dündenim ama içimde yarından ve öbür günden ve gelecekten olan bir şey var.”
Şiir Vakti
     


 

Şiir Vakti ve Edebiyat Ortamı


Elinizdeki sayımızla birlikte Şiir Vakti dergisi üçüncü yılına girmiş bulunuyor.

Elimizde olmayan sebeplerden ötürü durup, bir nefeslik dinlendik. Şimdi daha da dinç bir halde okurun karşısındayız.

Matbu derginin ömrü nereye kadar diyerek, gittiği noktayı görmek istiyoruz. Bu işi para, pul ve şöhret için yapmıyoruz. Büyük usta gibi “yazmasak çıldıracak gibi hissediyoruz.” Yazmamızın asıl nedeni bu.

İki yılın değerlendirmesini yapacak olursak genç bir dergi için beklenilenin üstünde alaka bulduğunu ifade edebiliriz. Şiir Vakti dergisi pek çok noktada aranılan ve özlenen bir dergi olmayı başarmıştır. Bu nedenle yayın aralığını iki ay yapmamız konusunda telkinler olmakta. Mevsimlik olması derginin unutulmasına yol açıyor diyenler var. Haklı olabilirler. Lakin bir yazar, ne kadar çok yazarsa yazsın, “içeriğin” ve “nasıl yazdığının” baskın tesiriyle anılırsa, bir dergide ne kadar sık aralıklarla çıkarsa çıksın gücü, muhtevası kadardır.

Geçen sayımızda yer alan Dosyamıza ilişkin pek çok yankılar aldık. Özellikle Bütün yazıları Anadolu toprağına götüren “Anadolu’da Şiir, Şiirde Anadolu” yazısı biz hiç böyle bakmıyorduk diyenlerce konuşuldu. Konuştuklarını bizlerle sıcağı sıcağına paylaşanlar oldu. Demek ki, gene düşüncelerden ziyade her farklı şey, az çok bir dikkat uyandırıyor. Uyanan dikkati diri tutmak ise sonraki bir durum ve daha çok muhteva ile ilgili.

Şiir Vakti toplum zemininde insani erdem ve davranışların diri kalmasına yönelik çaba göstermeye devam edecek. Birileri bu diri tutma eylemini şu veya bu düşünce adına yorumlayabilirler. Buna, verilecek tek cevabımız var: biz insan olmanın gereği olarak görüyoruz. Ancak böyle insan kalabileceğimize inanıyoruz. Bu nedenle de hiçbir düşünceyi kendimize çok uzak ya da çok yakın görmüyoruz. İnsan için faydalı hale gelmiş her şeyi önemsemek gerektiğini düşünüyoruz.

İnsanlık adına utanç duyulacak bir dönemde yaşıyoruz. Suriye ve Irak topraklarında yaşanılan insanlık dramı, tarihin hiçbir döneminde yaşanmadı. Mısır, Afganistan, Ortadoğu ve Afrika’da olanlarla birlikte resmin bütününe baktığımız vakit ürpertici bir manzara var. Batı erdemli davranışlardan gittikçe uzaklaşıyor ve vahşileşiyor. Âlem bu denli çelişkilerle dolu ve komik duruma hiç düşmedi.

Birleşmiş milletler ise dünyanın hiç bir problemine çözüm üretemeyen, işlevsiz, milletler içinse, külfetli bir kurum olmanın ötesine geçememiştir. İnsanlık adına esaslı direniş ve başkaldırı yapılacaksa bu kurumlara karşı yapılmalıdır. Anlamlı olan ancak budur. Zira başkaldırı küresel güçlere karşı yapılırsa anlamlıdır. Küresel güçlerin oyuncağı olmak hayatımıza nasıl bir anlam katar düşünmeliyiz.

Kavimler göçünden sonra Ortadoğu’da başlayan dram insanlığın yaşayabileceği en büyük acılardan biri halini aldı. Avrupa ise yine Avrupalı olma özelliğini takınarak her türlü insanlık dramına kapılarını kapadı. Gözüne perde çekmeye devam ediyor. İnsanlık erdemlerinden uzaklaşanların İnsanlığa söyleyecek sözü olamaz.

Terörden yıllarca acı çeken ülkemizin yaraları kanamaya devam ediyor. Barışı ve huzuru özlemeye devam ediyoruz. Türkiye her türlü karanlık bulutları rahmete dönüştürebilecek iklime sahip bir ülke. Öncelikle buna inanmamız gerekiyor. Göçmenlere karşı gösterdiği tutumla, insanlık için ümit ışığını ülkemiz, adeta geleceğe taşıyor. “merhaba” sözü ile genç edebiyatçı sevgi dili Türkçeyi Şiir VAKTİ ile insanlığın dikkatine sunarak gökkuşağı ziyafetine dönüştürüyor. Devlet, aklını belli cemaat ve gruplara değil halkın bütününe yasladıkça gelecekle ilgili ümidimiz artıyor.

Aylan bebek ile birlikte insanlık topyekûn denizde boğuldu. Bu nedenle kapak resmine genç ve ümit vadeden kalemlerden Zarife YASAK hikâyesinden “Denize dökesim geldi kalbimi.” Cümlesini taşıdık. Zarife YASAK belki bu satırları tamda Aylan bebek görüntülerinin ekranlarda dolaştığı bir anda yazdı. Bu cümleyi belki de Aylan Bebek de söylemiş olabilir. Kim bilebilir? Bu konuda genç kalemlerden Selma ÇELİK ise “parça parça ölüyor insanlık.” diyerek, feryat ediyor.

Şiir Vakti okul olmaya devam ediyor. Bu sayımızla birlikte beş yeni kalemi edebiyat dünyamıza armağan etmiş oluyoruz. Selma ÇELİK, Elif Yaren Tüy, Zarife YASAK, Kurtuluş ÇELEBİ ve Kadriye AKTEKİN. Yazı hayatına Şiir Vakti ile başlayan bu kalemlerden ümit varız. Her sayımızda genç bir imzaya yer verme alışkanlığımızı sürdüreceğiz.

Durağan bir dergi olmak istemiyoruz. Yenilikçi ve arayış içinde bir dergi olmak bizleri daha heyecanlı kılıyor. Şiir Vakti Edebiyat Atölyesi çalışmaları ekseninde yeni yeni ümitler yeşeriyor. Genç kuşak edebiyatçılar Türkçemiz ve insanlık için ümit olsun istiyoruz. Oradaki çalışmaları Şiir Vakti Atölye eki ile sizlerin beğenisine sunmak istiyoruz. Bu çabamızı görüp takdir edenlere selam olsun.

Hangi sebeple olursa olsun sessizliğini koruyanların tutumu kara Avrupa’nın tutumundan ne denli farklı ki. İdeoloji gözlüğü ile bize bakanlar bizde kendilerinden bir şey bulamazlar. İnsan yönünü gizleyerek bize yaklaşanları biz er ya da geç fark ederiz. Onlar içinse geleceğe devrettikleri en büyük mirasları utanç olur…


Bütün bir dünyanın Aylan Bebek’in ölümüyle devrettiği utanç gibi…

Yeni sayıda, “BAHAR”da görüşmek üzere.

Şiir Vakti